İç mekanda istediğiniz atmosferi yaratmak için sadece mobilyalar neden yeterli değil?
- TheGaia Designs

- 7 Nis
- 3 dakikada okunur
Yeni bir ev kurarken, ya da evimizin belli bir kısmını yenilerken; özenle seçtiğimiz ve birbiriyle de gayet uyumlu olduğunu bildiğimiz mobilyalarımızı yerlerine yerleştirdiğimizde bir şeylerin eksik kaldığını hissetmemiz muhtemeldir. İç mimar Yusuf Çakar, iç mekanda istediğimiz atmosferi yaratmaya dair ipuçlarını paylaşıyor.
Bir mekanı kurgularken donatı, mobilya ve armatürleri ince eleyip sık dokuyarak, hatta gerekirse tümüyle özgün parçalar tasarlatıp özel olarak üretilecek şekilde seçsek bile bir şeylerin eksik kaldığını görürüz.
Her gün kullanmasak da sürekli göreceğimiz, içerisinde yaşayacağımız mekanın; bize enerji vermesi, baktığımızda içimizi açması, güzel hisler uyandırması ve belki ilham vermesi için bir beklenti, halihazırda kullanımda olan ve iyi hissettirebilen bir mekanın zamanla beliren değişim ihtiyacı, ya da belki her şeyiyle bir bütün olabilmiş gayet de iyi tasarlanmış bir mekanın bile bize uygun olmadığı hissi, bize ait olan mekanların bizi yansıtması ihtiyacı?
Peki neden böyle bir ihtiyaç duyuyoruz? Mekanlarımız tam olarak neyden yoksun hissettiriyor? Ya da başta öyle hissettirmese bile zamanla beliren bu eksiklik hissi neyden kaynaklanıyor? Bu ilginç sorunun cevabı en kısa ifade ile “kimlik”. Kim olduğumuz bilgisi. Seçimler ise bir ifade yöntemi. Konuşurken seçtiğimiz kelimeler, kullandığımız ses tonu, beklemeler, el hareketlerimiz ve yüz ifademiz gibi yan iletişim çıktıları, belli bir konuyu anlatmanın yanı sıra kim olduğumuz hakkında nasıl bilgi veriyor ve öylece gerçekleşiyorsa, bize ait bir mekanın da bizi yansıtmasını, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde hep gerektiriyor ve sağlıyoruz.
Bu konu sadece “zevkler ve renkler” meselesi gibi görünse de aslında ciddi bir kimlik ve ifade sorunu. Bu sebeple basit bir orta sehpa seçimi bile bazen aylar sürebiliyor, ya da o gün hangi kıyafetleri giyeceğimiz seçmek bazen içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor. Öte yandan kimliğimizin sürekli değişen yapısı da tam gönlümüze göre yapılmış tercihlerin bile zamanla bizi yansıtamamasına neden olabiliyor, mekanlarımızın da bir kimliğe sahip olması ve bu kimliğin de zamanla bizimle birlikte değişmesi ve yenilenmesi gerekiyor.Peki mimarisine zaten müdahale edemediğimiz iç mekanlarımıza ve çoktan satın aldığımız ve değiştiremeyeceğimiz mobilyalarımıza ihtiyaç duyduğumuz bu kimliği nasıl kazandıracağız?
Onları dekore ederek. Tam olarak bu amaçla mekana müdahale ettiğimiz sürece “mekan dekorasyonu” diyoruz. Bu sürece elbette mobilyaların yerlerinin yeniden belirlenmesi, iç mekanda yerleşimin doğal ışık kaynaklarından maksimum verim elde edilecek şekilde iyileştirilmesi, mevcut yapay ışıklar için doğru armatürlerin seçilmesi, ya da ek lokal aydınlatmaların özenle yerleştirilmesi gibi temel müdahalelerle başlanabilir. Ek olarak eğer duvarların renkleri değiştirilebiliyorsa elbette seçilen mobilyaların kendilerini en iyi gösterecekleri şekilde arka planları değiştirilebilir, ya da sadece alışılagelmiş “kum beji”nden uzaklaşılarak bile mekan algısının ne kadar değişebileceği ve özgünleşebileceği kolaylıkla görülebilir. Ancak bu gibi müdahaleler mekanın tasarımını iyileştirse de, kimlik kazandırma konusunda bir yere kadar yardımcı olacaktır, çünkü mekan ölçeğinde alınan kararlar halen fazlaca büyük ve kalıcıdır.
Bizler de istenildiğinde istenildiği gibi özelleştirilemeyen her bileşeni mümkün olan en yüksek sayıda ihtimale uyum sağlayacak şekilde seçme eğilimi gösteririz.Bu eğilim başta kötü ve sıkıcı gibi gözükebilir, ancak işlevseldir. Çünkü emin olun evinizdeki en büyük duvarı tuttuğunuz takımın renklerine boyatmak istemezsiniz. Bir cesaret canlı bir renge boyadığınız bir odayı sonradan ciddi gözükmesi isteyeceğiniz bir çalışma odasına dönüştüremeyebilirsiniz. Girift bir tasarıma ya da iddialı bir renge sahip olan büyük bir mobilya, mekanda inkar edilemez bir baskınlıkta olacağından, sonraki seçimler bu ürüne uygun şekilde yapılır, ona uygun olmayan bir kararla devam edilemez.Mekan ölçeğinde alınan her baskın karar, mekanın geleceğini de kendine biraz mahkum bırakır. Haliyle bu gibi kalıcı müdahalelerde “cüretkar” ve “kişisel” tercihler yapmanın elbette kolay olmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Peki nasıl yapacağız? Elbette aksesuarlarla! Doğru konumlandırılmış sarı bir battaniye, ve sizi yansıtan renklere sahip kırlent ve yastıklar; görece sıkıcı renklere sahip büyük bir kanepeyi ısıtıp hareketlendirebilir. Gök mavisi bir karaf ve belki eşlikçisi birkaç renkli bardak, koyu ahşap bir masanın ciddiyetini kırıp ona daha yaklaşılabilir bir hava katabilir.
Mekana yaşanmışlık hissini veren de eşya ölçeğindeki bu doluluktur. Yaşadığımız mekanlarda eşyalarımız belirir. Hep çalışırken giyeceğimiz hırkamız çalışma sandalyemizin sırtında yerini bulur. Baş ucu mobilyalarımızda su ve kitabımızın yeri hazırdır. İşlevi olmaksızın, camdan yapılmış meyveler, duvarda ya da yerde soyut lekeler barındıran tablolar, heykelcikler, berjerinizin yanında beliriveren bir devetabanı, ya da kitaplığınızın yanına iliştireceğiniz bir yer aydınlatması; evinizin farklı yerlerinde, kendi ölçeklerinde kendi mekanlarını yaratırlar. Ve her biri, özgürce seçilip kişisel zevklerinizi yansıtırken mekanı da sizin de yeni tanışacağınız kendi kimliğine kavuştururlar. Bu yüzden aksesuar seçimi, dekorasyonun son adımı değil; aksine mekanla kurduğumuz ilişkinin en canlı, en değişken ve samimi yoludur.




Yorumlar